"Amerika Sürdürülebilirlikte Doğru Model Değil"

Yapılı çevrenin kalitesini arttırmak için 1983 yılında kurulan MIT (Massachusetts Institute of Technology) Gayrimenkul Bölümü, küresel gayrimenkul sektörüne mesleki uygulamaların daha kaliteli olması amacına yönelik teşviklerde bulunuyor. Teori ve uygulama arasında köprü olmayı hedefleyen MIT Gayrimenkul Bölümü, uluslararası emlak bilimi ile endüstri liderlerini kaynaştırıyor. MIT Gayrimenkul Bölümü'nün 2008 yılında Mimarlık Departmanı ile ortaklaşa gerçekleştirdiği 1K House projesi ses getiren çalışmaları arasında yer alıyor. Afrika gibi yaşam kalitesinin düşük seviyede seyrettiği, altyapının yetersiz olduğu ve günlük 1 Dolar'dan daha az bir gelir düzeyinin olduğu bölge için gerçekleştiren proje, küresel kırsal yoksulluk içinde yaşayanların konut sorunu için tasarım ve ekonomik zekayı harmanladı. 1K House projesinde, 1000 Dolar fiyat tavanı ile dünyada gelişmekte olan ülkelerde ve yeni gelişmekte olan piyasalar için kaliteli konut sağlamak, başarılabilir bir hedef olarak belirlendi.
11. Gayrimenkul Zirvesi'nde yaptığı sunumla bir hayli ilgi toplayan MIT Gayrimenkul Bölümü Başkan ve Akademik Direktörü ve aynı zamanda sürdürülebilirlik üzerine dersler veren Brian Anthony Ciochetti, gayrimenkul sektörüne global bir perspektiften bakarak, geleceğin şehirlerine örnek teşkil eden ve önümüzde büyük bir sorun olarak duran Çin ve Hindistan'daki şehirleşmenin unsurlarından bahsetti. Konuşmasında şehirler arasında gelişime yönelik rekabette teknolojinin öneminden bahseden Ciochetti, geleceğin şehirlerinde ekonomik ve sosyal anlamda bir denge olacağını söyledi.
Özlem Duygu Çil: Hem sanayi ve hem de akademik kuruluşlar için gayrimenkul geliştirme, portföy ve varlık yönetimi gibi konularda yönetim dersleri veriyorsunuz. Konuya aynı anda farklı boyutlardan bakıyorsunuz. Gayrimenkulü kendi perspektifinizden tanımlar mısınız?
Brian Anthony Ciochetti: Pek çok insan insan için gayrimenkul konuttan ibaret. İş dünyası için önemli bir üretim alanı. Ofis binası kullananlar için çalıştıkları ve bağlantı geliştirdikleri mekanlar, perakendeciler için mal sattıkları yerler. Özel ve kamu sektörünü ilgilendiren gayrimenkul, özellikle Amerika'da çok saygı duyulan bir konu. "Benim Evim", "Benim Binalarım", "Benim Ofisim"... sözleri sıklıkla duyulur. Bana göre ise gayrimenkul çevremizde gördüğümüz her şey. Kaynaklar, su, çevre, inşa edilmiş tüm yapılar, altyapı...
ÖDÇ: Sosyal konutlar aynı anda hem ekonomik hem de mimari açısında başarılı olabilir mi?
BAC: Gayrimenkulün çevresini şekillendirme gücü bilinen bir gerçek. Etkileyici ve çarpıcı binalar yapmak istiyoruz. İyi malzemelerle yapılmış, estetik binaların aynı zamanda ekonomik olması bir nevi meydan okuma. Gerçekler ise bize ya tasarım ya da finansal tarafın ağırlıkta olmasını dayatıyor. Fakir insanların barınma ihtiyacına yönelik karşılanabilir evler yapmamız gerekiyor. Biz MIT Gayrimenkul Bölümü olarak ikisini bir araya getirmeye çalışıyoruz ve projeler üretmek için çabalıyoruz.
Gelir düzeyi düşük insanlar için konut yapıldığında mimari açıdan beğenmeyebilirsiniz ancak diğer yanda o konutta yaşayan kişi şunu söyleyecektir: " Bir evim var."
Geçtiğimiz yıllarda milyonları bulan fakir insanlar için karşılanabilir konut projemizi ortaya koyduğumuzda çeşitli eleştiriler aldık. Evlerin yeteri kadar büyük ve iyi olmadıkları söylendi. Ancak biz MIT olarak sürdürülebilir, ekonomisi ölçüsünde mümkün olan en iyi malzemelerden yapılmış karşılanabilir konut yapmayı hedefledik. Tüm başlıkları en optimum şekilde bir araya getirmeye çalıştık. Eğer estetik görünüşü yüksek konut yapmaya odaklansa idik, bu şekilde konut sunabildiğimiz insanlardan bazılarına yardım edemeyecektik.
ÖDÇ: Toplantılarda, yapılan sunumlarda, şirketlerin vizyon çalışmalarında, gayrimenkul sektörü aktörlerinin aralarında yaptıkları sohbetlerde ve de elbette medyada sıklıkla duyduğumuz bir kavram var: Sürdürülebilirlik! Bu kavram aynı zamanda tüketimin fazla olduğu ülkelerden dünyaya yayıldı. Zaten kısıtlı kaynaklara sahip olan bölgelerde yaşayan insanlar için bu kavram ne kadar anlamlı?
BAC: Biz Amerikalılar sürdürülebilirlik için en iyi örnek değiliz. Gereğinden fazla para ödünç alıyoruz. Büyük evlerde yaşıyor, büyük arabalara biniyoruz. Dünyada sürdürülebilirlik açısından daha doğru yaşayan ülkelerden biri Almanya ve Avustralya. Bu aslında kültürün bir parçası. Amerika olarak biz de son 10 yıldır epeyce yol aldık. Kriz sonrasında da sosyal farkındalık artmaya başladı, kurumlar bu konuda daha hassaslar. Sürdürülebilirlik kültürü konusunda iyimser olmak istiyorum.
Kısıtlı kaynaklarla yaşamak zorunda olanlar için ise koşullar zaten zor. Günde 2 Dolar elde eden biri için, su ihtiyacını karşılayamaz iken su tüketimine dikkat etmesi beklenemez. Burada hükümetlerin daha aktif rol alıp sürdürülebilirliği önemseyen güvenli konut projelerini hayata geçirmeleri gerekir. Deprem örneğini verirsek ki Türkiye'yi de ilgilendiren bir konu daha sonradan çok daha büyük mali yük oluşturmasını beklemeden hükümetlerin önlem alması beklenir.
ÖDÇ: Çevresel konulara karşı hassasiyetin arttığı yadsınamaz bir gerçek. Ancak öte yanda yükselen güç Çin, zenginleşmesiyle paralel olarak tüketimi şimdiden patladı. Bisikletten vazgeçme eğilimi gösteriyorlar ve otomobil kullanımında artış var. Bu konudaki değerlendirmeniz nedir?
BAC: Bu ciddi bir sorun. Çin ve onun gibi gelişen pazarların Amerika gibi tüketime yönelmemesini umarım çünkü dünyanın kaynakları bunun için yeterli değil. Amerika tüketim modelinin sürdürülebilir olmadığı ortada. Eğer bu konuya ciddi eğilinmez ise ciddi problemlerle karşı karşıya kalırız. İşin olumlu tarafı ise genel olarak daha azla yetinmeyi öğreniyoruz.



Henüz yorum yapılmamış!