GazetePARC E-Bülteni

 
E-Bülten Arşivi

Haberler

Yer İmi ve Paylaşım
Forumda tartışYazıları büyütYazıları küçültBu sayfayı yazdırBu sayfayı arkadaşına gönderBu sayfayı rapor et

Bakanlık TOKİ'den ve baskıdan şikâyetçi

Tarih: 8 Şubat 2010 Kaynak: Radikal Yazan: Songül Selvi
Bayırdırlık ve İskân Bakanlığı bürokratları tarafından hazırlanan 'Kamu Araştırma Programı'nda TOKİ'nin yetkileri ve siyasi baskıların çalışmaları olumsuz yönde etkilediği belirtildi.

Kamunun ve özel yapıların denetimi, sahil şeridindeki yapılaşma ve imar planlarından sorumlu Bayındırlık ve İskan Bakanlığı, TOKİ'nin yetkilerinden ve siyasi baskıdan şikayetçi oldu. Bakanlık bürokratları tarafından hazırlanan ve Bayındırlık ve İskan Bakanı Mustafa Demir'in imzasını taşıyan ‘Kamu Araştırma Programında' çarpıcı bir tespite yer verildi.

Bayındırlık Bakanlığı'nı tehdit eden unsurlar arasında siyasi gücün bürokrasinin bilgi birikimi ve deneyimi ile uyumlu çalışmaması, Bakanlığın çalışmalarına yapılabilecek siyasi müdahale ve baskılar ve TOKİ'nin özel yetkisi ve uygulamalarını sıraladı.

‘Siyasi irade yetersiz'
Bakanlık tarafından hazırlanan söz konusu programın içinde çalışmaların yavaşlamasının temel nedeni adeta siyasi iradeye kilitlendi. Tek parti iktidarı olmasına rağmen programda, Bakanlık bürokratları tarafından geliştirilen çalışmaları yerine getirecek siyasi iradenin yetersiz olduğu serzenişinde bulunuldu.

Söz konusu programda siyasi iradeye yönelik yer alan tehdit şöyle sıralandı: "Siyasi gücün bürokrasinin bilgi birikimi ve deneyimi ile uyumlu çalışamaması. Bakanlığın vizyonunun uygulamaya geçilecek siyasi güce sahip olmaması. Bakanlığın çalışmalarına yapılabilecek siyasi müdahale ve baskılar. Bakanlık üzerindeki devlet politikalarının siyasi irade ile sürekli değişmesi. İmar planlarının bir ‘rant' aracı olarak görülmesi ve siyasetin planlar üzerindeki etkisi (bilimsellikten uzak planlama), yapılaşma, afet konularında uygulamayı yapan yerel yönetimleri denetim yetkisinin teknik bir bakanlık olmayan İçişleri Bakanlığına ait olması."

Bir dönem Bayındırlık ve İskan Bakanlığı'na bağlıyken Başbakanlık bünyesine alınan TOKİ'ye yönelik de programda, serzenişlerde bulunuldu. Programda, şunlar sıralandı: "Yapılaşma, afet planlama alanında çok fazla kurumun yetkili olması. Genel olarak kamudaki bilgi bankası ağının sağlıklı işlememesi. Üniversite, özel sektör ve kamu kuruluşları arasındaki bağın yetersiz olması. TOKİ'nin özel yetkisi ve uygulamaları Bayındırlık Bakanlığı'nı tehdit etmektedir.

Kamuoyunda güvenli-planlı yapılaşmanın öneminin tam kavranamaması. Yerel yönetimlere yetki devri ve yerel yönetimin deneyimli kadrosunun sınırlı olması. Her kurumun kendi planlama etkinliğini yaratacak yasal düzenleme girişimleri. Kurumsal hafızanın yok edilmesi. Bakanlığın ilgi alanlarında hızlı değişim ve gelişmeler olması. Tek bir yapı mevzuatı olmaması."

‘Deprem kuşağındayız'
Ayrıca Türkiye'nin birinci derece deprem kuşağında olmasına rağmen hala bir afet tehlike haritalarının hazırlanmamasının altı çizildi. Programda, "Diğer kurumların yetişmiş personeli daha iyi şartlar karşılığında kendine çekmesi. Kıt kaynaklı olan toprağın ve kıyıların korunmaması. Bakanlık için Ar-Ge proje havuzunun bulunmaması. Ülke genelinde halen afet tehlike haritalarının hazırlanamaması.Tüketici bilincinin oluşmamış veya yetersiz olması" denildi.

Çin'e dikkat
Bu arada ‘Çin' örnek gösterilerek dış pazarlardan giren inşaat malzemeleri tehdit olarak nitelendirildi. Programda, "Yeni yapı malzemelerinin standartlarının geliştirilmesinde geç kalınması. Nitelikli personelin başka kurumlara geçmek istemesi, deneyimli ve güçlü beyinlerin değerlendirilmemesi. Üst politikalar, yetkilerin başka kurumlara verilmesi. Çarpık kentleşme. Küresel ısınma ve iklim değişikliği nedeniyle kentsel ihtiyaçların artması. Dünyada, uluslararası ölçekte kentleşme planlama konularındaki gelişmelerin takibinin yetersizliği, Ar-Ge alanının genel düzenleyici ve yöntem geliştiren mevzuat eksikliği. Ar-Ge konusunda ulusal politikaların eksikliği ya da etkin uygulanmaması. Kamu çalışanları arasındaki ücret farklılıkları" denildi.

YorumlarYorum Sayısı: 33

Yazan: ybdYbd notlar için teşekkürler!
Sunumda Kerem Erginoğlu yok muydu? O yorum yaptı mı? Yoksa sadece Hasan Çalışlar mı vardı?
Durumu daha iyi anlamak için soruyorum.


Kerem Erginoğlu da vardı, ama özellikle Tarlabaşı Projesini Hasan Çalışlar sundu. Hatta Kerem Bey sunmak istemiyor ve yorum yapmak istemiyor gibiydi. Hasan Bey ise kaç zamandır gelen eleştirilere kimse soru sormadan cevap vererek içini dökmek istedi sanırım. : )

'Proje sürecinde bölgeye giremedik, 'garip' bir topluluk yaşadığı için binaları analiz edemedik daha sonra kolluk kuvvetleri yardımıyla rölöve aldık' sözlerini de Kerem Bey söylemişti yanlış hatırlamıyorsam, bir önceki mesajımda Hasan Bey söyledi gibi anlaşılıyor.

Yazan: bihterlikTarlabaşı dönüşüm projesi kapsamında Erginoğlu-Çalışlar ekibinin hazırladığı proje üzerinden merak ettiğim bir durumu sorgulamak istiyorum.
Planlamacılık açısından artı ve eksi yönleri tartışıla dursun, 'yanlız cepeleri koruyalım ve yapalım" diye adlandırabileceğim bir sürece girdik. Hem korumak isteniyor, yada dayatılıyor, hemde sağlıklı binalara dönüştürülmek isteniyor. Sağlıklı binalar yapma isteğini çok sağlam bir gerekçe olduğunu düşünüyorum, sadece deprem gerçeğini bile öne sürdüklerinde; bu bahsedilen yapılar denildiği gibi terk edilmelerle, denetlenmeden gerçekleştirilmiş birsürü yanlış müdehalelerle zaten bir bozunma sürecine girdi ise güçlendirme gibi bir çözüm düşünülemiyorsa yada güçlendirme adı altında yapılacak uygulama (fiziksel, hacimsel vb sebeplerden) anlamını yitirmeye başlıyorsa ve hatta birçok başka sebeple,yapıyı dönüştürmek anlamlı bir hal alıyor.
Tek bir yapının yanlızca cepelerini koruyup, içi tamamen boşaltılıp yeniden kurgulanması üzerine tasarlanmış birden fazla örneği İstiklal caddesinde bulmak mümkün. Bu tek volümü dışarından aslına uygun tutup içeriyi yeniden kurgulamak sindirebildiğim birşey. Sokak silüetinde bir değişiklik yok, belki saydam elemanlarından içerideki değişimi gözlemliyebiliyorum, ama buda rahatsız edici değil; iç mekanı yeniden tasarlamak, amiyane bir benzetmeyle bir perde ile, farklı bir duvar rengi ile aynı dönüşüm sokaktan bakan için. Hatta beklenmedik bir senaryo dışarı yansıtılabiliniyorsa belki ilgi çekici bile.
Yeni bir sürece girdiğimiz söylemine Erginoğlu-Çalışlar'ın Tarlabaşı projesi üzerinden vardım. Bir yapı adası, birlikte çalışan, daha büyük ölçekli tek bir yapıya dönüştürülmüş ve koruma namına kimi cepheler yapıya yapışık bırakılmış (henüz proje aşamasında). Sonuç ürünü sindirememiş olmam önemli değil ama ortaya bir samimiyetsizlik ve de emsal sorunu çıkıyor sanırım. Cephe koruyum dönüşüme uğramış yapılar artık yeni önermeler için emsal teşkil ediyorlar ve bu emsale dayanarak yapılan projelendirmelerin hızlı bir eğri ile artacağını sanmaktayım.

8 mart konferansında Hasan Bey'in bu cepheler hakkında hoş bir söylemi vardı; tarihi cephelerin birer "kent mobilyası" sıfatına sahip olacakları üzerine. Doğrudur,onların projesinin göresellerinde bu dokular artık birer cephe değil daha cok birer mobilya, bir görsel ek olarak duruyorlardı sanki. Çekincelerim ve merakımda bu noktada başlıyor. Cephelerin birer mobilyaya birer görsel ürüne dönüşmesi, helede bu uygulamalar hızla çoğalırsa, hoş mu , nahoş bir durmamı dönüşür? Bu emsaleri kullanarak birsürü dönüşüm gerçekleştirilir ise bi 20 yıl sonra sayıca çoğalmış bu plaster cephelerin sıfatı ne olacak? Bu cephelere sahip olan yapı parçaları elitleşecek mi? Yapıların bütünde tavrı ne olacak; ben hem korudum hemde sağlıklı bir yapıyım demesi yeterli mi? Ya da arayarak bu alanların dönüştürülmesi için daha verimli cevaplar bulunacak mı

iyi günler

Yazan: saitali köknarYbd notlar için teşekkürler! Sunumda Kerem Erginoğlu yok muydu? O yorum yaptı mı? Yoksa sadece Hasan Çalışlar mı vardı? Durumu daha iyi anlamak için soruyorum.

Yazan: ybdErginoğlu-Çalışlar bugün (8 Mart 2010) İTÜ'de bir sunum yaptı. (http://www.arkitera.com/e3338-erginoglu-&-calislar-konferansi.html) Sunumun sonuna yaklaşırken Hasan Çalışlar 'Hadi biraz tartışalım' diyerek Tarlabaşı projelerini sunmaya başladı. Kendisi de projenin avan proje olduğunu, kurul kararlarıyla değiştiğini ve kendilerinin de ofiste projeyi çok tartıştıklarını söyledi. Soru-cevap bölümünü bitirirken de 'Bugün bunu yaptık, ama 10 yıl sonra şartlar daha uygunlaştığında başka türlü yaklaşabiliriz' demelerinden projeden kendilerinin de tamamen tatmin olmadıklarını ve çeşitli baskılar altında olduklarını (kurul, belediye, yüklenici, yatırımcı, stk'lar, vs.) anlıyorum. Projelerini tartışmaya açmaları dahi beni memnun etti. Sunum boyunca 'buranın hakiki sahipleri bu insanlar değil' sözünü en az 20 kere kullandılar. Buranın 'hakiki' gayrimüslim sahiplerinin 55'lerde gittiğini, yerine günümüzde PKK yanlısı, çingene, uyuşturucu satıcısı insanların yerleştiğini söylediler. (Proje sonası yerleşecek sahiplerin 'hakikilik' değerini soracaktım, soramadım.) 'Tek tek bina restore etmeye kalksaydık otopark ve diğer fonksiyonları yerleştiremeyecektik. Bu da bizi korumamaya itti' dedi Hasan çalışlar. Bunun için tescilli yapıların cephelerini koruduklarını, askıya alacaklarını, cepheyi bir bütün olarak yenilediklerini anlattı. Herhangi dikdörtgen, avlulu bir toplukonut tipinin cephesine korunuyormuş gibi yapılarak, veya pazarlanabilirlik değerini artırmak için korunarak yapıştırılan tarihi cepheleri korumasalar da olabileceğini söyledi bir izleyici. :] Burada oturan mahalleye yürüyerek gelemeyen jipli yeni sakin otoparka girip, oradan evine çıkacak, iç avlusuna bakarak yaşayacak, karşı cephedeki dönüşmemiş binalara bakan pencerelerini sıkı sıkı kapayacak, o 'korunmuş' cephedeki kapılar aslında kullanılmadığı için o kapılardan çıkıp bakkala gidemeyecek... Hasan Çalışlar'ın dediği gibi bölgenin kent için oluşturduğu büyüüük suç potansiyelini yok etmeye yardım etmekten çok bu kadar çevresi ile tezat ve radikal bir müdahale ile daha büyük gerilimler yaratacak. Hasan Bey cevap olarak özetle projenin bağlamdan kopuklaştığının doğru olduğunu, tarihi cephelerdeki kapıların bir kısmının ticari birimlere giriş olacağını, kurulun avan proje sonrası elde edilen rölövelerle birçok yapının plan şemasının da korunması kararı aldığını, projenin değişeceğini, dönüşüm bölgesinde olmayan sokakların da proje ile kendiliğinden pahalılaşacağını ve 'işgalci, son 3-5 yılda gelmiş' kesimin burayı terk edeceğini, aradaki uçurumun azalarak bu bölgelerin de belki 10 yıl sonra benzer projelerle dönüştürüleceğini söyledi. O zaman yaptıkları projenin bağlamını bulacağını ve belki o zaman başka bir ada için proje üretmeleri istense daha farklı yaklaşabileceklerini söyledi. Ha, bir de 'orada yaşayan insanlar binalara odalar eklemiş, çatıyı değiştirmiş, cepheyi sıvamış, içinde yaşayabilmek için binaları mahvetmişler. Bu şekilde durmalarındansa sadece cephelerinin korunması yeterlidir' dediler ki sesimi çıkaramadım. Gık dedim. Tüm bunları söylerken araya sıkıştırdıkları '3-5 yılda gelmiş işgalcinin hakkını mı koruyalım malsahibinin hakkını mı koruyalım? Türkiye'de zaten bugüne kadar devlet hep zenginleri ezdi, vergiyi hep İstanbullular'dan aldı, işgalciler istediği yeri çevirip binasını dikti.' gibi not alamadığım onlarca cümle projenin sosyal-ekonomik boyutları hakkında soru sorma isteğimden vazgeçirdi beni. Cevaplarını önceden verdi. Son bir not da proje sürecinde bölgeye giremediklerini, 'garip' bir topluluk yaşadığı için binaları analiz edemediklerini, daha sonra 'kolluk kuvvetleri' yardımıyla rölöve aldıklarını söyledi. Ben girebiliyorum vallahi kolluk kuvvetsiz. Belki de 'güç' irite ediyordur mahalleliyi.

Yazan: mimarözgekesinlikle katılıyorum. :) Erginoğlu-Çalışlar Mimarın Mutfağı toplantısında şöyle bir yorum yapmış: ''Tarlabaşı Projesi'nde bulundukları için adlarının kötüye çıktığından bahseden Çalışlar, aslında burdaki sosyal ve fizikzel dokunun, kent için büyük suç potansiyeli taşıdığı ve bu durumu düzeltmeye katkıda bulunmak istediklerini söyledi. Tarlabaşı'nda bir yapı adasında çalışan ikili, tamamen yıkılacak, yenilenecek ve onarılacak binaları tespit ettiklerini ve çalışmalarının sürdüğünü belirttiler.'' "Türkiye'de Mimarlar Yapabilecekleri Kadar Çok Kaliteli Yapı Yapmalılar" Sosyal ve fiziksel dokunun kent için taşıdığı büyüüük suç potansiyeli mimarlık yolu ile düzeltilebilir mi? İnsanları şehir dışına itekleyip, bölgeyi üst gelir guruplarına pazarlayarak iteklenenleri gerçekten potansiyel suçlulara dönüştürmeye yardımcı olabilirsiniz belki. Tony Gatlif (yönetmen, müzisyen, tanrısal kişi) Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir'i ziyaretinde şöyle demişti: ''İspanya'nın Sevilla kentinde romanlar yaşadıkları yerlerden alınarak belediye başkanı tarafından başka bir mahalleye taşındı. Bu mahallede öyle büyük sorunlar yaşandı ve suç oranları o kadar arttı ki, artık polis bile buraya giremez hale geldi. Romanya'da Çavuşesku döneminde de aynısı yapıldı ve ortamlarından başka bir yere taşındılar. Sonuç yine aynı oldu ve hapishaneler romanlarla doldu taştı.''

Yazan: ybdErginoğlu-Çalışlar Mimarın Mutfağı toplantısında şöyle bir yorum yapmış: ''Tarlabaşı Projesi'nde bulundukları için adlarının kötüye çıktığından bahseden Çalışlar, aslında burdaki sosyal ve fizikzel dokunun, kent için büyük suç potansiyeli taşıdığı ve bu durumu düzeltmeye katkıda bulunmak istediklerini söyledi. Tarlabaşı'nda bir yapı adasında çalışan ikili, tamamen yıkılacak, yenilenecek ve onarılacak binaları tespit ettiklerini ve çalışmalarının sürdüğünü belirttiler.'' "Türkiye'de Mimarlar Yapabilecekleri Kadar Çok Kaliteli Yapı Yapmalılar" Sosyal ve fiziksel dokunun kent için taşıdığı büyüüük suç potansiyeli mimarlık yolu ile düzeltilebilir mi? İnsanları şehir dışına itekleyip, bölgeyi üst gelir guruplarına pazarlayarak iteklenenleri gerçekten potansiyel suçlulara dönüştürmeye yardımcı olabilirsiniz belki. Tony Gatlif (yönetmen, müzisyen, tanrısal kişi) Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir'i ziyaretinde şöyle demişti: ''İspanya'nın Sevilla kentinde romanlar yaşadıkları yerlerden alınarak belediye başkanı tarafından başka bir mahalleye taşındı. Bu mahallede öyle büyük sorunlar yaşandı ve suç oranları o kadar arttı ki, artık polis bile buraya giremez hale geldi. Romanya'da Çavuşesku döneminde de aynısı yapıldı ve ortamlarından başka bir yere taşındılar. Sonuç yine aynı oldu ve hapishaneler romanlarla doldu taştı.''

Yazan: ybdGerçekten anlamadığınızı varsayarak anlatayım. GYODER, adı üzerinde gayrimenkul yatırımları üzerine kurulu bir dernek. Daha açıkça arsa üretimi, konut-gayrimenkul üretimi, fırsat geliştirme, gayrimenkul ve kent pazarlama gibi konular faaliyet alanları içinde. 5366 sayılı Yenileme Yasası hazırlayanların deyimiyle '40-50 m2 alanda birşey yapamıyoruz, bu eski binaların parsellerini birleştirip içini yıkalım, cephelerini koruyalım, bütün adayı yeraltı otoparkları ile birbütün olarak inşa edelim' mantığına dayalı. Dönüşüm Yasası belediyelerin elini bu konuda güçlendirmek, İmar Hakları Transferi Yönetmeliği de parselleri toplayıp birleştirmeyi kolaylaştırmak için yapılıyor. E bir de programa yeni fırsat alanları eklenmiş. Sonuç: Sevgili yatırımcılar, müteahhitler, mimarlar, sizlere yasalardaki incelikler ile bir bölgeyi hangi bahanelerle kentsel dönüşüm alanı ilan edip, parselleri nasıl toplayıp, adaları tek bir bütün haline getirip, tarihi yapıları yıkıp, içine 'tarihi cepheler' yapıştırılmış monobloklar yapabileceğinizi anlatacağız diyorlar. Sosyal boyuttan hiç bahsetmedim bile. Bunun neresinden memnun olayım? Hayır efendim illa tarihi yapıları yıkıp tek bir bina yapmak zorunda değiller, burda ne güzel yatırımcılara kentsel dönüşümün yasal boyutları ve fırsat alanları anlatılıyor, ne güzel insanalr artık eski-yeni çöküntü alanlarını düzeltmek için yatırıma teşvik ediliyor diyebilirsiniz. Fakat yatırımcı ve müteahhid inşaattan kazancını artırmak için maksimum yıkım, maksimum parsel birleştirme, maksimum kat çıkma, maksimum yeraltı otoparkı ister doğal olarak. Anlatılan yasa ve fırsat alanlarında da imar yönetmeliği ve planı dıişında bir sınırlama yok. Tarlabaşı ve Fener-Balat-Ayvansaray projelerini gördük. Tarihi yapıların sadece cepheleri 'korunuyor'. Planı kurul zoru ile korunan çok çok az yapı var. Cephedeki kat farklılıklarının oluşturduğu ritm, tüm yapıların (daha doğrusu yapı cephelerinin) üzerine gerektiğince eklenen katlar ile tek bir seviyeye çıkartılıyor. 2 katlı bir yapı da 4 katlı bir yapı da kat ilaveleri ile 5-6 katlı oluyor. Ben bu durumda iyimser olamıyorum :]

Yazan: Omer YilmazNe gibi bir kötümser tablo çıkıyor?

Yazan: ybdProgram
1- Yeni Kavramlar
o Kentsel Dönüşüm ve Yenileme
o Kentsel Gelişim Strateji Çerçevesi
o Uzlaşma Yönetimi
2- Yeni Yasal Düzenlemelerin Sunduğu Fırsatlar
o Yenileme Yasası (5366)
o Dönüşüm Yasa Taslağı
o İmar Hakları Transferi Yönetmelik Taslağı
3- İstanbul Metropolitan Merkezi (IMP) Planlama Çalışmaları ve Yeni Fırsat Alanları
o Yeni Fırsat Alanları
o Yeni Projeler
4- Uzlaşma Yönetimi Yapılan Örnek Projeler
o Tarlabaşı Yenileme Projesi
o Kartal Kentsel Dönüşüm Projesi
5- Soru - Cevap

Yukarıdaki program ve GYODER (Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı Derneği) yanyana gelince ortaya çok iyimser bir tablo çıkmıyor. Eğitim kimlere ve ne için veriliyor?

Yazan: Omer YilmazYasal düzenlemeler ile ilgili eğitim vermenin nesi yanlış anlayamıyorum doğrusu?

Bütün yorumları forumda okuyun!
Haber Arşivi
Haber Bölümleri
Etiketler
Aktörler
Haber Etiketleri
Bu haberde kullanılan etiketler:
Bu haberde etiket bulunmamaktadır.
Haber Aktörleri
Bu haberde adı geçen aktörler:
Takip ettiğimiz aktörlerin bu haber ile ilgisi bulunmamaktadır.